|
Haykıran Puntolar Çağın vebası… Haykıran puntolar “TÜRK” denizinde ‘Kara Korsanlar’ Sanal dünyalara sayısız seferler yapmaya başladık ne zamandır. Gidişi kolay dönüşü sancılı. Umarsızca yaşayan sevimsiz çocuklar gibi, gerçeklerin ışığından geride kaldık. Suskunlaştık, insanın doğasında bulunan pek çok duyguya hasretiz artık. Bir tükeniş başladı, kanser gibi yayılarak topluma. Robotlaştı insanımız. Sadece kendine Müslüman, bakışlar yayıldı etrafa. Ne kadar kolaydı oysa, bu ülkede imamları ve rahipleri aynı kayıkta görmek. Nehirler hiçbir zaman tersine akmazdı fakat bildiklerimizi unutturan sistem, kayıkta kürek çeken, rotası baştan belli ‘Kara Korsan” gibi sarmıştı her yanımızı. Engizisyondan korkan tayfalar misali, başkaldırıya yanaşmıyordu nedense hiç kimse. Demokrasi diye dillerde dolaşan yaşam biçimine sığınan, toplumun sesi olması gereken siyasi muhalifler de, en azılı fırtınalara gebe dönemlerde dahi kuzu gibi sessizleşti. Oysa durgun denizlerden asla usta denizci çıkmaz. Demir attığımız limandaki dalga sesleri bile daha baskın, suskunluğa vurulan prangadan. Aslında giz “muhalefet” sözcüğünün temelinde gizli. Kimi kişilikler vardır; beyaz dersiniz siyah diye tutturur. Kendince bir açıklaması da vardır bunun. Ama bu düşünce tartışılan küçücük çevreden bir türlü dışarıya sızmaz. İşte muhalefet diye nitelediğimiz, demokrasinin gereği olan iktidar dışındaki siyasi oluşumların, kendi içlerinde çekişmelerden vazgeçmemesi, siyasal görevlerinden feragat etmelerini sağlayarak toplumun susmasına önder olmuştur. Suskunlaştırılmıştır insanlar, tıpkı uyuşturulmuş beyinler gibi. Birileri boş meydanda at oynatırken, seyis olmak bu vatandaşın kaderi midir bilinmez? Üzerimize kumar oynayanlar, koştukları çıkar hipodromunda taktıkları at gözlükleriyle neden vatandaşı bakarlar, gerçekleri inkar edercesine? Küçük çapta, sayısı üç beş kişiyi geçmeyen örgütler kurarak, büyük heyecanla yapılan hırsızlık, talan, kolay yoldan para kazanma, keyiflerin en güzeli olmuştur bu rotası belli ‘Kara Korsanlar” için, nehirler suskun aktığı sürece. Kişisel çıkarlar, toplum çıkarlarının üstüne çıkarıldığında başladı, şakşakçılara saltanat dağıtan, din kisvesi altına sığınan zihniyet, iktidar oldu olalı son demlerine ulaştı tükeniş. Konuşmak ya da susmak aslında sihirli sözcüklerdir. Her şeyin olduğu gibi, susup dinlemenin de bir yeri vardır. Ancak konuşulması gereken yerde susmak, hakkını savunmamak, sorgusuz sorgulara müdahil olmak, bireysel değil toplumsal bir yargıyı harekete geçirmektir. Savcısı iktidar, hakimi iktidar olan bir mahkemede de adaletin terazisi daima hileli dağıtacaktır hakkı. Eğer toplum için yapılan hizmetlerde, tutulan yol yanlışsa ve bunu sokaktaki vatandaş görebiliyor ama dile getiremiyor, dalkavuklar da alkış tutuyorsa bu tükeniş, çöküşü de beraberinde getiriyor demektir. Toplum kendi gerçeklerinden sıyrılmış, günü birlik tüketilen pop starlar peşinde koşarken, birilerinin kuklası olmuş iktidarlar, uğruna “Çalma kurban olayım daha fazla ülkemi” nidaları altında onca şehit kanına nispet yaparcasına baştan yazıyor değişmez onurumuzu. Peki, bu ülkenin hem içerde hem dışarıda itibar kaybetmesine, sanal dünyada yaratılan, oval masalarda oturan kahramanlar mı son verecek, sonu baştan belli, sınırları her geçen gün yeniden çizilmeye çalışılan bu senaryoya? Hakkımızı aramaya, olmazsa olmaz diye karşımıza konulan bir dayatmaya baş kaldırmaya, gerçek benliğimizin işaret ettiklerini yapmaya, değerlerimizi savunmaya hasret günlerdeyiz vesselam… |