Abartılmış sevgi ve aşırı koruyucu anne-babanın tutumunun çocuklar üzerinde olumsuz sonuçlar yarattığını belirten uzmanlar, anne-babanın aşırı koruyucu tutum sergilemesinin çocukları mutsuz etmenin yanı sıra kendilerine olan güvenlerinin azalmasında da etken olduğunu vurguluyor.
Uzmanlar, anne-babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi sonucu çocuğun başka insanlara aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilmesindeki etkenin yanı sıra okul başarısı ve okula uyumunu da etkilediği yönünde uyarırken, Kırşehir Rehberlik ve Araştırma Merkezi Psikolojik Danışmanı Şeref Baran da, aşırı koruyucu ve aşırı hoşgörülü ailenin çocuklarda sorumluluk duygusunu, özgüveni ve iletişim becerisini zayıflattığını, ayrıca çocuğun kendi varlığının değerini hissedemeyeceğini belirtiyor.
Aşırı koruyucu anne-babanın çocuklarının yaşadığı psikolojik durum ile ilgili olarak Kırşehir Televizyonu (KTV) haber ekibinin görüştüğü Rehberlik ve Araştırma Merkezi Psikolojik Danışmanı Şeref Baran, özgüven eksikliği nedeniyle aşırı koruyucu ailede yetişen çocukların hayat başarısının düşük olduğunu söyledi.
Anne ve babanın çocuklarına, 'Dışarı çıkma, şunu üzerine dökersin, böyle yeme, şunu tutma düşürürsün, bunu yapma' şeklinde sergiledikleri davranış biçiminin çocuğun, 'ben fazla bir şey yapamıyorum, beceremiyorum' hissine kapılmasına neden olacağını ve bunun kesinlikle yanlış bir davranış olduğunu vurgulayan Baran, şunları kaydetti:
"Bizim kesinlikle yanlış tutumlar dediğimiz aile tutumu içinde aşırı koruyucu ve aşırı hoşgörülü aile tipi çocuklarda sorumluluk duygusunu zayıflatır, özgüveni zayıflatır, iletişim becerisini zayıflatır, kendi varlık değerini hissedemez. Çocuk kendi arkadaşları arasındaki gücünü hissedemez, zayıflar. Sadece aile her şeyden korumuştur. Dışarı çıkma, şunu üzerine dökersin, böyle yeme, şunu tutma düşürürsün, bunu yapma derken çocuk, 'ben fazla bir şey yapamıyorum, fazla bir şey beceremiyorum' hissine kapılır.
“Çocuğun belki de bir tek okul sorumluluğu var. Ve çocuk sadece okulda başarılı olabilir. Ama hayat başarısı düşüktür. Aşırı korumacı ailede yetişen çocukların hayat başarısının düşük olduğunu biliyoruz. Çünkü özgüvenleri yok. Toplumda kesinlikle silik olur. Biz bunu çok görüyoruz. Mesela üniversiteye gelmiş bir çocuğun arkadaşları arasındaki o zayıf yanını gördüğümüz de muhtemelen koruyucu bir aile tutumu içinde büyüdüğünü fark ediyoruz.
"Belli bir yere kadar, yani çocuğun dışarıya çıkmaması, dışarı da evet yanlış çocuklar olabilir. Küfür öğreniyor diye göndermiyor aileler, kaza yapacak diye öyle kaygı bozukluğu olan aileler var ki şu olacak, bu olacak diye markete göndermiyor. Çocuk alışverişi bilmiyor, dışarıya çıkmasını bilmiyor, iletişim kurmasını bilmiyor, belli bir yere kadar bu ne demektir. Çocuğumuzla bunları birlikte yaparken çocuğa özgüven kazandırmak için mesela markete gidip makarnayı, salçayı seçmesi gibi ya da gerek tiyatroya, gerek maça, gerekse bir lokantaya gitmek gibi aktiviteleri adım adım çocuğumuzla birlikte yapmak ve sonra arkadaşlarıyla birlikte olmasına yardımcı olmak gibi davranışlar geliştirebiliriz.
"Mesela çocuğu yalnız başına arkadaşlarıyla birlikte bırakıp uzaktan koruyabiliriz. Yakınında olup da devamlı korumaya çalıştığınızda çocuk kendisi devreye girmiyor. Hep anne giriyor, baba giriyor ve o zaman da ne yapacağını bilmiyor. Neyi doğru yapacağını bilmiyor. Yani çocuk oyun kuracak, oyun da oynayacak, yanlışlar yapabilir, eksiklikler yapabilir ve özellikle 3 yaşından sonra mutlaka sosyalleşmesi gerekiyor. Kaynaşması lazım. Güveneceğiniz bir komşunun evine götürebiliriz. Onun çocuğuyla oynayabilir. Bunlar tabii ki belli bir gözetlemenin sonrasında yapacağımız şeylerdir. Adım adım yapmalıyız. Eğer özgüveni zayıfsa çocuğumuzun sorumluluk duygusunu arttıracak adımlar atmalıyız. Çocuğumuzun böylelikle özgüveni gelişir ve iletişim becerileri artar.”